Hasat Zamanı

Bloomberg Bussiness Week
 - 
13.02.2011
Tarım sektörü sıkıntı ve sorunla eş anlamlı hale gelirken Türkiye’de büyük şirketler birbiri ardına tarım sektörüne giriyor. Onların sağlayacağı eğitim, teknoloji ve Ar-Ge desteğinin yanı sıra küçük tarım işletmelerinin kooperatif çatısı altında birleşmesi, tarımdaki kronik sorunların aşılmasını sağlayabilir. 

"Büyük şirketler tarımdaki altyapı sorununun çözümünde büyük rol oynayabilir ve gerekli lobi faaliyetlerini yerine getirebilir’ Reis Gıda Başkanı Mehmet Reis 

Türkiye’de hayvancılık bitiyor tartışmalarının üzerinden sadece üç ay geçti. Bu tartışmanın yerini tarımla ilgili bir başka tartışmanın alması uzun sürmedi. Şimdiki sıcak gündem maddemiz, dünyanın dördüncü, Avrupa’nın ise üçüncü büyük şeker pancarı üreticisi olan Türkiye’de, ithal mısırdan üretilen ve sağlık açısından zararları herkesçe bilinen nişasta bazlı şekerin payının giderek artıyor olması. Her üç ayda bir herhangi bir tarım ürünüyle ilgili benzer bir tartışmayla karşılaşıyoruz. 

Dünyada iklim değişikliği, nüfus artışı, gıda ürünlerinin emtia olarak kabul edilmesi, Hindistan, Çin ve Brezilya gibi ülkelerin belli tarım ürünlerine odaklanması, biyoyakıt üretimindeki artış gibi nedenlerden ötürü son 10 yıldır gıda fiyatlarında ciddi bir artış söz konusu. Ancak Türkiye’nin tarımla ilişkisi biraz daha dikkat gerektiriyor gibi. Zira Türkiye’de tarımın gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) içindeki yeri normalden daha hızlı azalıyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de tarım sektörünün yeri 1923’te yüzde 40 iken 1980’de yüzde 25’e, 2010’da ise yüzde 10’a geriledi. Uzun yıllar tarım ihracatı ithalatının çok üzerinde olan Türkiye’nin 2010’da Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) 2010 verilerine göre 4 milyar dolar tarımsal ürün ihraç ederken tarımsal ürün ithalatında 5,5 milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Sanayi üretiminde kullanılan tarımsal hammaddede daha vahim bir tabloyla karşılaşıyoruz. Yine DTM verilerine göre, Türkiye 2010’da 750 milyon dolarlık tarımsal hammadde ihraç ederken ithalatta 5 milyar dolar seviyelerini gördü. 

Peki, Türkiye, hayatın sürdürülmesinin yanı sıra pek çok sanayi kolunun idamesi açısından kilit önem taşıyan tarım sektörünü düze çıkarmak için neler yapmalı. Bu konuda en öne çıkan görüşlerden biri, tarım-sanayi entegrasyonunun sağlanması. "Türkiye’nin içerideki tarımsal ürün ihtiyacını karşılayabilmesi ve ihracatını artırabilmesi için tarım işletmelerini büyütmesi gerekiyor" diyor 

Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz ve ekliyor: "Bu noktada tarım-sanayi entegrasyonunun sağlanması büyük önem taşıyor." Birçok büyük şirketin bu çağrılara kulak verdiğini ve birbiri ardın tarım sektörüne girdiğini görüyoruz. 

Türkiye’de halihazırda birçok büyük şirket tarım alanında faaliyet gösteriyor. Bunların başında Tekfen Holding, Anadolu Holding, Yaşar Holding, AtaSancak Grubu, Kazancı Holding, Konya Şeker, Limak Holding ve Akça Holding geliyor. Son olarak bu şirketlere Doğuş Holding, Fiba Holding ve Borusan Holding eklendi. 

Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk geçtiğimiz haftalarda babası Ayhan Şahenk’in memleketi Niğde’de tarım yatırımı düşündüklerini açıkladı ve ekledi: "Biz eskiden kiviyi yurtdışında yiyorduk. Şimdi Türkiye’de kivi üretebiliyorsak toprağı suyu olan memleketimizde çok daha önemli işler yapabiliriz." Şirket yetkilileri Niğde’deki tarım yatırımı için valilik, belediye ve milletvekillerinden oluşan bir çalışma grubu oluşturdu. 

Fiba Holding ise Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin önderliğinde Bitlis’te son iki yıldır meyve bahçeleri ve fidanlık kurup bölgedeki çiftçilere tarım eğitimi veriyor. Borusan Holding’in tarım yatırımları için seçtiği il Afyon. Şirket şimdiye kadar bölgedeki çiftçilere verdiği modern tarım desteği 5 milyon doları aştı. 

Bu üç holding, tarımsal üretimin şimdilik toplumsal fayda tarafına odaklanmış durumda. Sektörde uzun süredir var olan büyük şirketlerin tarım iştiraklerinin ise çok daha büyük boyutlara ulaştığını görüyoruz. Tekfen Holding şu anda Toros Tarım iştirakiyle en büyük tarım yatırımcısı. Gübre, tohum ve fidan üreten şirket, Tekfen Holding’in toplam cirosunun yüzde 37’sini sağlıyor. 

Yine Yaşar Holding’in Çamlı Yem Besicilik iştiraki 12 bin baş hayvan kapasitesine ulaşmış durumda ve 160 milyon dolarlık ciroya sahip. Sanayi tipi meyve üretimine odaklanan ve Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsammda Brezilyalı bir ortakla çalışan Anadolu Holding’in hedefinde, 500 milyon dolarlık yatırımla üretimini 100 bin dönüme çıkarmak var. 

Sancak-Ata Grubu ise Atasancak Acıpayam Tarım iştirakine şimdiye kadar 80 milyon dolar yatırdı. Ata-Sancak Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Kiraza yaklaşık bir sene önce 2 bin 400 sağmal baş hayvana ulaştıklarını söylüyor ve ekliyor: "Bu rakamı 2012 sonuna kadar 4 bin 800’e çıkarmayı planlıyoruz." Pek çok uzman büyük şirketlerin ide kapasite artırımı ve Ar-Ge çalışmalarına 2 milyon dolarlık kaynak ayırarak sözleşmeli tarımla birlikte çiftçiye 5,5 milyon dolarlık doğrudan gelir desteği sağlayacağız" Limkon Gıda CEO’su İlker Güney tarım sektöründeki varlığını çok olumlu karşılıyor ve tarım sektöründeki sorunların aşılmasında devlet kademelerinin, şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve çiftçilerin birlikte çalışması gerektiğini söylüyor. 2008’de Adana’daki Limkon Gıda iştirakiyle meyvecilik, domates ve her çeşit meyve bazlı ürün üretimine giren Limak Holding’in bu konudaki çalışmaları örnek olarak verilebilir. 2010’da 30 milyon dolar ciroya ulaşan şirket son iki yılda 12 bin 500’ü çiftçi olmak üzere 20 bin kişiye doğrudan, 80 bin kişiye ise dolaylı iş ve gelir sağladı. 

"2011’de kapasite artırımı ve Ar-Ge çalışmalarına 2 milyon dolarlık kaynak ayırarak sözleşmeli tarımla birlikte çiftçiye 5,5 milyon dolarlık doğrudan gelir desteği sağlayacağız" diyor Limkon Gıda CEO’su İlker Güney. 

2002’de Kelkit’te Türkiye’nin en büyük organik çiğ süt üreticisi ve 9 binin tonun üzerinde üretim kapasitesiyle Avrupa’nın en büyük organik hayvancılık işletmesi olan Doğan Organik Ürünler Sanayi ve Ticaret AŞ’yi kuran Doğan Holding de 2006’dan beri Kelkit’te sözleşmeli çiftçilik projesini yürütüyor. Şirket bu proje doğrultusunda, bölge halkına organik yem bitkisi, sağım, barınak sistemi, gübre yönetimi gibi konularda eğitimler verip, hayvan barınaklarını tadil ederek onların da organik üretime katılmalarını sağlıyor. 

Biz eskiden kiviyi yurtdışında yiyorduk. Şimdi Türkiye’de kivi üretebiliyorsak toprağı suyu olan memleketimizde çok daha önemli işler yapabiliriz" Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk 

"Bugün 100’e yakın çalışanı olan işletmemizde bin 400 civarında kendi hayvanımız ve bizimle beraber sözleşmeli üretim yapan çiftçilerimizin 1000 adet sertifikalı organik hayvanı var" diyor Doğarı Organik Ürünler Genel Müdürü İlhan Başaran ve ekliyor: "Organik sertifikasını aldığımız 2005’ten bu yana üretimimizi dörde katladık. Bunda 30 milyon doların üzerinde yatırım yaptığımız sözleşmeli çiftçilik projesinin büyük etkisi var." Öte yandan son dönemde hayvancılık alanında yaşanan sıcak gelişmeler birçok şirketin üretimine ara vermesine yol açtı. İthal karkas etin artışıyla birlikte Türkiye’nin en büyük besi işletmesi Banvit, kırmızı etten çekildiklerini açıkladı. Ardından Koç Holding yetkilileri, Harranova çiftliğindeki besicilik faaliyetlerini durdurduklarını söyledi. Birçok uzman bu noktada hükümet yetkililerinden ve özel sektörün hemen vazgeçmemesi gerektiğini söylüyor. 

"Tarım çok riskli ama bir o kadar da kazançlı bir sektör" diyor kuru bakliyatın öncü şirketlerinden Reis Gıda’nın Başkanı Mehmet Reis ve ekliyor: "Büyük şirketler tarım sektörünün altyapı sorunun çözümünde büyük rol oynayabilir ve gerekli lobi faaliyetlerini yerine getirebilir." Tarım sektöründe en önemli altyapı sorunlarının başında tarım arazilerinin çok fazla bölünmüş olması geliyor. Uzmanlar şu anda tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğünün altı hektar olduğunu söylüyor. Bunlar da ortalama altı ila yedi parselden oluşuyor. Avrupa’da ise ortalama işletme büyüklüğü 16 hektar. Miras hukuku yoluyla Türkiye’deki tarım arazileri daha da bölünmeye devam ediyor. Son dönemde bölünmez parsel büyüklüğü 10 dekardan 20 dekara çıkarılmaya çalışılıyor. 

Hatta bu hüküm Torba Yasası tasarısına da girdi. "Ancak bu konuda hukuki önlemlerin ötesinde iktisadi önlemlere ihtiyaç var" diyor Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Gökhan Günaydın ve ekliyor: "İşletme ölçeklerinin rasyonelleştirilmesi, çiftçiler için ortaklaşa çalışmanın kârlı hale getirilmesi gerekiyor." Boğaziçi Üniversitesi’nin yanı sıra Kaliforniya Üniversitesi’nde ders veren iktisat tarihçisi Huricihan İslamoğlu da Günaydın ile aynı görüşte. "Tarımda KOBİ sistemine geçilmeli" diyor İslamoğlu ve ekliyor: "Orta sınıf dediğim tarımsal kesime tarım desteği sağlanmalı. Bu kesimin kooperatif yapıları içinde çalışarak parçalı topraklarını birleştirmesi, böylece büyük krediler alabilir hale gelmesi gerekiyor." Bu noktada ABD ve Avrupa’da tarımsal destekler 60-70 cent seviyesindeyken Türkiye’de aynı rakamın 6-7 cent seviyesinde olduğunu belirtmekte fayda var. Gelişmiş ülkelerde çiftçilere sağlanan ulaşım, lojistik ve pazar destekleri de cabası. 

Uzmanlar konunun sosyal boyutlarına dikkat çekiyor. TÜİK verilerine göre, şu anda Türkiye’de 17,5 milyon kişi kırsal kesimde yaşıyor ve tarımın istihdamdaki payı giderek düşüyor. "Bu görünüşte sanayileştiğimizi gösteriyor" diyor TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Cahit Çetin ve ekliyor: "Ancak kırsal kesimde tarımda uğraşanların bir şekilde tarımda kalması gerekiyor. Yoksa köyden kente göçün, tarımsal ürün kıtlığının ve hatta sosyal patlamaların önü alınamaz." Çetin de bu noktada büyük şirketlerin teknoloji ve Ar-Ge desteklerinin yanı sıra kooperatif sisteminin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. 

TÜBİTAK ve Boğaziçi Üniversitesinin "Türkiye Tanmmda Dönüşüm" adlı araştırması, 2001’de 0-50 dekar arası küçük işletmelerin oranı yüzde 65 iken 2008’de bu oranın yüzde 32’ye gerilediğini gösteriyor. Ancak bunların kooperatif sistemi içine dahil olduklarını gösteren ya da tarımsal üretime devam ettiklerini gösteren bir veri yok. Avrupa Birliği (AB), kooperatiflerin doğru kullanıldığında çok iyi sonuçlar alınabilineceğini gösteren örneklerle dolu. AB İstatistik Ajansı EUROSTAT verilerine göre, eski kıta genelinde tarım istihdamı yüzde 7 seviyesinde. Ancak Avrupa’da tarımsal üretim yapanların yüzde 75’ini kooperatifler oluşturuyor ve onların yıllık cirosu 220 milyar Euronun üzerinde. 

Türkiye’deyse kooperatifçilik deneyimlerinin genellikle başarısızlıkla sonuçlandığını görüyoruz. Bunun belki de tek istisnası Konya Şeker. Şirket, İstanbul Sanayi Odası İSO’nun sanayi devleri sıralamasında 36. sırada ve ilk 50’de yer alan tek kooperatifçilik girişimi. 1952’de direkt üreticilerin topladığı 10 milyon TL ile kurulan Konya Şeker bugün 892 milyon TL ciroya ve 470 milyon TL sermayeye ulaştı. Kuruluş dondurulmuş gıdadan enerjiye, tohumculuktan, çikolata ve şekerlemeye, hayvancılıktan sulama sistemleri üretimine ve pazarlamaya kadar uzanan bir sektör genişliğine sahip. Konya Şeker’in ayrıca şimdiye kadar 4,5 milyon ağaç diktiğini görüyoruz. Konya Şeker yetkilileri, özel ve özellikli bir girişim olduklarının altını çiziyor ve ekliyor: "Özeldir çünkü çiftçi bundan 58 yıl önce çağının ilerisinde bir adım atmış ve sanayici olarak bizzat kendi geleceğine müdahil olmuştur. Özelliklidir çünkü üretici buğday, arpa gibi geleneksel ürünlerin dışında yeni bir ürünü, ticari bir ürünü üretim desenine katmak ve bu üretimine teminat oluşturmak için sanayi tesisi kurma ihtiyacı hissetmiş ve kooperatif çatısı altında birleşerek Konya Şeker’i kurma yolunda ilk adımı atmıştır." 

Türkiye’de tarımın sorunları ortada. Ancak büyük şirketlerin, hükümet yetkililerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve çiftçilerin ortak çalışmasıyla bunların aşılması pekala mümkün. Tarım sektörüne giren büyük şirketler listesine her yıl yenileri ekleniyor. Bu şirketlerin sağlayacağı eğitim, teknoloji ve Ar-Ge destekleri büyük önem taşıyor. Bu sırada kırsal kesimdeki arazi bölünmelerinin önüne geçilmesi ve küçük tarım işletmelerinin kooperatif çatıları altında toplanması, tarım sektörünün düze çıkmasını sağlayabilir. Yoksa dün et sıkıntısı, bugün şeker sıkıntısı, yarın belki pamuk, belki meyve kıtlığı yaşanmaması işten bile değil gibi görünüyor. 

Tarım Sektöründe Faaliyet Gösteren Pek Çok Şirket Var 

Limak Holding 
Holding’in domates ve meyve üretimine odaklanan Limkon Gıda iştiraki 2010’da 30 milyon dolar ciroya ulaştı.
We are using cookies at our website to provide a better web site user experience. By continuing with the default settings you will be accepting use of cookies according to our cookie policy .
Allow
Disable
X
X