Ertuğ Yaşar / Yorum

Referans
 - 
11.07.2007
Rakamı ilk duyduğumda dudağımın uçukladığını hissettim: Gün başına tam 528 bin dolar! Evet, yanlış okumadınız. On beş yıl altı ay boyunca istisnasız her gün tam 528 bin dolar ödeme yapacaksınız.

10 Haziran 2005’te Atatürk Havalimanı işletme ihalesi yapılıp da TAV Holding on beş yıl altı ay için toplam 3 milyar dolar ödemeyi göze alınca tam bu duyguları hissetmiştim.

“Deli yahu bu adamlar! Ya hiç dayak yememişler, ya da hesap yapmayı bilmiyorlar” diye de düşünmüştüm fazladan... Ama aradan geçen iki yılda benim yanıldığım; TAV Holding yöneticilerinin hesap kitabı çok iyi bildikleri; ve Türkiye tam ekonomik olarak kalkışa geçerken çok değerli bir parçayı koleksiyonlarına kattıkları anlaşıldı. İki yıl önce “küçük düşünen”(!) aslında bendim. İki yıl önce değişen dünyada yapısal dönüşüm geçiren Türkiye’yi göremeyen bendim. Korkan, geleceğe güvenemeyen, risk alamayan da doğal olarak yine bendim...

Seçime günler kala, açık artırma yolu ile kamu kuruluşlarının ya da kamu işletme haklarının satılması sürüyor... Aslında hiç yapılmaması gereken bir iş! Yani genel seçimler gibi bir ülkede olabilecek en büyük belirsizlik varken sen kalk Petkim gibi, Sabiha Gökçen Havaalanı gibi iki önemli kamu “malını” açık artırma ile ihaleye çıkar. Ama yapılıyor ve başarılı da oluyor.

İki ihale de kıran kırana geçiyor ve sonuçta ulaşılan satış fiyatı, açık artırma öncesinde hiç beklenmediği kadar yüksek bir fiyat oluyor. Demek ki dünyada ve/ya da Türkiye’de bir şeyler oluyor. O bir şeyleri acaba görüp iyi de algılayabiliyor muyuz? Yoksa ıskalıyor muyuz? Kime sorsak hemen bize aynı yanıtı verecektir:

1) Dünyada uluslararası likidite fazlası bulunmaktadır; bu likidite kârlı projeler aramaktadır;

2) Uluslararası risk alma iştahı çok yüksektir; bu nedenle Türkiye çekici bir hedef pazardır.

Aslında iki ihale de birbirinden farklı gelişti. Örneğin Petkim ihalesinde Batılı firmalar yoktu. Hep yeni petrol zengini ülkeler vardı. Sanayiciler ihaleden ilk turlarda çekildiler. Son turlara daha çok finans ağırlıklı gruplar kaldı.

Sabiha Gökçen Havaalanı ihalesine ise Batılı işletmeciler kadar Uzak Doğulu işletmeciler de ilgi gösterdiler. Finansçılar kadar sanayiciler, turizmciler ve işletmeciler de ihalede yer aldılar.

İhaleye katılan grupların birinde yönetici olan arkadaşımla konuştum: “Bizim çalışmalarımıza göre ihalenin fizibilite değeri 1,6 milyar euroda bitti. Bunun üzerindeki bir rakam ile kar etmek pek de olası değildi. Ama işte gördün. LİMAK ya hiç korkmadı, ya başka bir hesabı vardı, ya da gözünü karartıp tam (KDV dahil) 2,3 milyar euro teklif ile ihaleyi kazandı. İhale sonunda sevindiklerine göre de demek ki kendilerine güveniyorlar”.

Açıkçası ben de arkadaşım gibi düşünüyorum. Eğer ekonomik fizibilite değerlemesi “1,6 milyar euro” diyorsa, bu rakamdan daha fazla ödemek gerçekten cesaret işidir. Ama bugüne kadar hemen her ihalede ve banka satışında bunu görmedik mi ? Örneğin Doğan-İŞ Bankası oluşumu Petrol Ofisi’ni satın aldığında; Koç Grubu Tüpraş’ı bünyesine katınca; Oyak Grubu Ereğli ihalesini kazanınca; en başta da yazdık, TAV Atatürk Havaalanı işletme hakkını elde edince, “yahu çok ödediler; yanlış yapıyorlar” diye düşünmedik mi?

Ama bugün görülüyor ki haklı olan biz değilmişiz de o gün cesaretle yüksek ücreti ödeyenlermiş. Yine de kim bilir, gün olur devran döner de bütün bu hesaplar yanlış çıkar mı?
We are using cookies at our website to provide a better web site user experience. By continuing with the default settings you will be accepting use of cookies according to our cookie policy .
Allow
Disable
X
X